Eski Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eski Yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Ekim 2007 Cumartesi

Dönüş

VOLVER ( DÖNÜŞ) – 2006


Yönetmen:

Pedro Almodóvar


Senarist:

Pedro Almodóvar


Oyuncular:

Penélope Cruz

Carmen Maura

Lola Dueñas

Blanca Portillo

Yohana Cobo

Chus Lampreave


Ödüller:

Cannes Film Festivali – En İyi Senaryo, En İyi Kadın Oyuncu



Volver, İspanyolca'da “Dönüş” manasına gelen bir kelime. İlk önce tam olarak anlamını kavrayamıyoruz ancak, filmin içine girdikçe sis perdesi filmi gerçeküstücülükten sıyırıcasına gözlerimizin önünde aralanırken her şeyi anlıyoruz açıkça. Bir döngü sanki film. Annelere olan çocuklara da oluyor. Aynı ailenin kadınları başka ailenin başka kadınlarını etkiliyor sürekli.

Almodovar, zaten kadınlara olan yakınlığı ve onları anlamadaki ustalığı ile bilinen bir yönetmen. Bu filmde de tüm filmlerinde olduğu kadar, hatta belki de daha fazla, gösteriyor bu yönünü. Ayrıca filmde hiç erkek karakter yok adı geçen erkek karakterler ya aldatan koca, ya çocuk tecavüzcüsü. Bu yüzdendir ki filmin her Almodovar filminden daha fazla feminist bir tavrını hissediyoruz.

Film, köyünü ziyarete gitmiş Raimunda, kardeşi Sole ve Raimunda'nın kızı Paula annelerinin mezarını temizlerken açılıyor. Sonra sırayla filmde etki yaratacak karakterleri görüyoruz. Agustina biraz kaçık ve köyün tek hippisi olan annesi 4 yıla yakın bir süredir kayıp. Ama Agustina Raimunda ve Sole'nin teyzesi Paula'ya bakmaktan çekinmeyen tek kişi. Raimunda – Sole'den farklı olarak- annesinden çok teyzesini seven bir kadın. Kızı ve pek de memnun olmadığı kocasıyla yaşarken çeşitli işlerde çalışarak hayatlarını kazanmaya çalışıyor ayrıca. Ama bir gün eve geldiğinde kocasını kızı tarafından öldürülmüş buluyor. Nedeni de kocasının kızına tecavüz etmeye kalkışması. Filmin ilerleyen zamanlarında aslında ölen adamın küçük Paula'nın babası olmadığını öğreniyoruz ki tüm filmin düğümü burada. Aynı anda Raimunda çok sevdiği teyzesinin de öldüğü haberini alıyor. Raimunda kanlı mutfağı temizlerken, gelen komşusu Emilio'nun lokantasını kullanmayı akıl ediyor ve dondurucuya ceseti saklıyor. Ceset ise günlerce orada kalıyor. Lokantaya gelen film ekibinin yemeklerinde ve partilerinde bile! Teyzesinin cenazesine gidemeyen Raimunda kızkardeşi Soledad'ı gönderiyor ve Soledad'a 4 yıl önce ölmüş annesi orada gözüküyor!

Film bir çok sürprize gebe ve asla temposundan veya yarattığı merak duygusundan ödün vermiyor. Tüm kadın oyunculukları inanılmaz derecede başarılı. Bunun yanı sıra, filme bir gerçeküstücü hava sezdirilmiş başlarda. Ama daha sonra “hayalet” karakterin makyajının değiştirilmesi ile bu bir sürpriz etkiye dönmüş. Filmin sonlarına doğru tahmin edilecek gibi de olsa bazı ironik tekrar eden sürprizlerle karşılaşıyoruz. Hayatın tekrarlarını biraz kör göze parmağım da olsa izliyoruz.

Volver Almodovar'ın kariyerinde feminizme en yakın film olarak anılacaksa da, biz herhangi bir Almodovar filmi izlerken izlediğimiz gibi, filmin sonunda ne olursa olsun, saçma bir gülümseme ile ayrılıyoruz.

Sonsuzluk ve Bir Gün

MİA AİONİOTİTA KAİ MİA MERA ( SONSUZLUK VE BİR GÜN ) – 1998



Yönetmen:

Theo Angelopoulos

Senarist:

Theo Angelopoulos

Tonino Guerra

Petros Markaris

Giorgio Silvagni

Oyuncular:

Bruno Ganz

Isabelle Renauld

Fabrizio Bentivoglio

Despina Bebedelli

Achileas Skevis

Alexandra Ladikou

Ödüller:

Cannes Film Festivali – Altın Palmiye(oybirliğiyle), Ekümenik Jüri Ödülü



Alexandre, ertesi gün uzun bir yolculuğa çıkacağını söyleyen yaşlı ve ünlü bir şairdir. En verimli döneminde kendini İtalya'da yaşamış bir Yunan şairin, ülkesine geri döndükten sonra yazıp yarım bıraktığı şiiri tamamlamaya adamıştır. Alexandre “yolculuk”tan önce köpeğini kızına bırakmaya gittiğinde hayatının en büyük kısmının geçtiği evin damadı tarafından satıldığını öğrenir. O andan itibaren önündeki yolculuk(sonsuzluk) boyunca geçmişi zihninde dönüp duracaktır.

Alexandre, onu çok seven karısına önem vermemiş, kendisini hiçbir yere ait hissedememiştir aslında. Sürekli başka ülkelerde başka düşüncelerdedir. Yıllar sonra karısının ölümünün üzerinden uzun bir süre geçtikten sonra öleceğini öğrenmiştir. Ölüme doğru, sonsuzluğa doğru son yolculuğunu yapmadan önceki bir gün geçmiş ile hesaplaşacaktır. Alexandre'nin istediği gibi gitmese de olaylar onu bu hesaplaşmanın içine daha bir çeker. Önce kendisi gibi yurtsuz olan Arnavut göçmeni çocukla karşılaşır. Onu 2 kere kurtardıktan sonra evini bulmanın önemini kavramış biri olarak, çocuğu yuvasına kavuşturmak için uğraşacaktır.



Film, açıkçası bir öykü olarak anlatılamayacak nitelikte. Alexandre'in kendi hayatıyla geçmişiyle hesaplaşması, anılarını, kaybettiği tadına varamadığı tüm o anları farketmesi, yaptığı peşinden koştuğu şeyin nedenlerinin ayırdına varması hepsi, görsel olarak çok sağlam, yüreğe dokunan sahnelerle ortaya çıkıyor. Bulduğu küçük çocukta kendi hayatının metaforu adeta. Evinden uzakta kalan o Yunan şaire o kadar yakın ki hayatını onun yarım şiirini ya da kendi balladını tamamlamakla geçiriyor. Ama bir yandan bunu yaparken gerçek evini, karısının çocuğunun yanını, unutuyor. İhmal ediyor. Bir günlük hesaplaşma sonucu, evinden kaçan o küçük çocuğa doğru yolu göstermeye çalışıyor. Evine dönmesi için elinden geleni yapıyor.

Sonsuzluk ve bir gün olağan üstü güzellikteki durağan sahneleriyle izleyenlere hissettiriyor bir şeyleri, anlatmaktan ziyade. Kalbinizde biracı hissediyorsunuz bazen. Sevdiklerinizden aslında ne kadar da uzakta olduğunuzu ve ne kadar da ihmal ettiğinizi onları. Boşa gitmiş bir ömürü, anlamı yanlış yerde aranmış bir hayatı görmek acı veriyor. İçinizi ürpertiveriyor. Kabullenseniz olmaz. Bir şekilde dönüyorsunuz. Eski hayatınıza filmden sonra. Normal yaşam akıyor. Hayatınızın rutinleri devam ediyor. Ama içinizden bir ses sevdiklerinizi kastederek sesleniyor size:

“Dön, evine dön!”